Kavşakla aşkım

Demeyin yok aman, sakın haa demeyin.  Bi insanın bir döner kavşakla nasıl bir ilişkisi olabilir? Sormayın, ben en iyisi kendim anlatayım, kalmasın içimde.

Şimdi, bu kavşak öyle sırdan bir kavşak değil bi kere, Adana döner kavşağı bu.  Trafik tıkar, millete birbirine sövdürür, aman ha karıştırmayın, üzülür.  Neyse benim işim Adana’nın gayrinizami kavşaklarıyla ilgili değil zaten, konumuza dönelim.

Efendim, şimdi düşünün, upuzun bir bulvar, sağlı sollu lokanta, bar, banka, Turkcell, Vodafone, kuyumcu görünümlü tefeci, meyhane, dondurmacı vesaire.  Şimdi bu yolu biraz gittikten sora bir sağ dönüş yaparsınız, görüntü değişmez ama benim dünyam değişiverir.  O bahsettiğim aşk-nefret ilişkisi yaşadığım kavşağa doğru olan dönüştür çünkü o sağ dönüş.  Yine uzun düz bir yol, ışıkları düşünün… düşündünüz mü aferin size, kırmızıdan yeşile ve tam tersi yeşilden kırmızıya dönen.  Hıh işte onlar.

Şimdi bu ‘göbekle’ aşkım ona doğru giderken kabarır benim.  O ışıklar hep yeşil olsun isterim, sevdiğim yönde gidiyorumdur, bu kavşağı döner dönmez mutlu olacağımı bilirim, çünkü yolumun sonunda ulaşmak istediğim yerden önceki son engeldir.  Ancak işte birde nefret kısmı vardır bu kavşağın.  Bu kavşak ayrıca dönüş yolunun ilk sapağıdır ve bu ters istikameti ise hiç sevmem.  Kırmızı ışıklar yanar hep bu yönde, gitme lan! gitme! dercesine.  Bak yine kırmızı yandı, telefonuna bak, etrafına bak, müzikle uğraş, yeter ki o gaz pedalına basma.  Yapacak bişey yok, trafik seni alır götürür işte.  Gidersin ….

E hayatta bazen öyle işte… bazen gidersin, ama bazı gitmeler gitme değildir, kalmalar ise kalma olmaz zaman zaman.  Onu anlarsın ama… git veya kal, sonu ise yine o bulvar ve o kavşak işte, seçimin burda hangi yöne gitmek istediğin sadece.  Git gel yaparsın ama aslında daha büyük uzun yolu unutursun, o yolda kırmızı yeşil yoktur, gider gider gidersin , ve sonunda birileri ‘hoşgeldin’ der.  Bizde seni bekliyorduk, borç verdiklerimizi geri alabilirsek, biraz yaşlanmış ve hırpalanmış da olsalar.  Ha aklını, yaşadıklarını, mutluluklarını, hüzünlerini sana bırakıyoruz, umarız emanetlerimizi güzellik için kullanmışsındır der ve çeker giderler onlarda.  Sende bakarsın kendine, mutlumuydun?, sevdin mi? … E gerisi, e bitiyor be arkadaş, bitmicek mi sanmıştın?… Kavşak gibi değil ki dööön dööön dööön ….